Genel

Yargıda önyargılı

Mevcut yapay zeka teknolojisinin başta insan hayatını ilgilendiren sağlık konusu olmak üzere “yüzde yüz” faydalı olduğu pek çok alan var. Ancak tıp ve yargı alanındaki uygulamaları, etik nedenlerden sürekli tartışılıyor. Yapılan uluslararası çalışmalar, tıp alanında algoritmaların kanserli hücreyi veya kansere yakalanma riskini doktordan daha yüksek başarı oranıyla ve çok daha çabuk tespit ettiğini gösteriyor. Ancak yine de teşhis ve tedavi yöntemlerinde yapay zeka insana hala yardımcı rolünü oynuyor. İnsanlar, iş sağlık olunca bir yazılıma güvenmek istemiyor. Bu durum adalet sistemi için de geçerli.
ABD’de son 3 yıldır bazı eyaletlerde yürürlüğe konulan yapay zeka algoritmaları, başta ülkedeki insan hakları savunucuları tarafından eleştiri yağmuruna tutuluyor. Bunun başlıca nedeni, mahkeme arşivinde bulunan verilere bakarak karar veren algoritmaların kişiyi yaş, ırk, gelir durumu temel alınmak üzere farklı kategorilerde değerlendirmesi, yargılandığı suçun şiddet içerip içermediğine bakması ve bu suçu ileride yineleyip yinelemeyeceğine ilişkin öngörüde bulunması. Yapılan bazı araştırmalar, makine öğrenmesi tekniğine dayalı bu uygulamanın yanlış öngörülerde bulunduğu yönünde. 
Söz gelimi, ABD’li akademisyen Andrew Selbst’in bir grup araştırmacıyla bir gerçekleştirdiği çalışmada, algoritmaların davalıyı değerlendirmesinde taraflı olma pozisyonunun bir türlü aşamadığı belirtiliyor. Grubun yayınladığı makale, çıkardığı yargı taraflı olan bir teknolojinin insanın sosyal hayatına dahil edilmesinin ve yargıçlara algoritmalardan yararlanma seçeneği tanınmasının adalet sistemini çoktan etkilediği belirtiliyor. Selbst’in de aralarında yer aldığı bazı hukukçular, algoritmaların matematiksel işlemlerden oluşması ve adalet kavramına bu işlemlerden uzak olmasının adalet sistemi-yapay zeka ilişkisindeki temel sorunu oluşturduğunu düşünüyor.

AB’Lİ HUKUKÇULAR ENDİŞELİ

ABD’de bu tartışma süregelsin, Avrupa Konseyi de adalet sistemindeki bürokratik işlemleri kolaylaştıran yapay zekadan yararlanmak istediğini aralık ayında aldığı bir kararla gösterdi. Yargı Etkinliği için Avrupa Komisyonu (CEPEJ), yargı sistemine yapay zekayı dahil eden bir sözleşmeye imza attı. Bu kararla birlikte Avrupa Birliği (AB) içinde de benzeri tartışmalar yaşanmaya başlandı. Sözleşme, yapay zekanın yargı sisteminde kullanılması konusunda gerekli ilkeleri belirlerken, Avrupa Konseyi içindeki hukukçular bile yapay zekanın doğru kararlar alacağı yönünde endişeli görünüyor. Avrupa Birliği’nin kooperatif haber ajansı Euronews’e konuşan Avrupa Konseyi Yargı Reformu Kurumu Ünite Başkanı Clementina Barbaro yapay zekanın ayrımcılık kavramını daha sert algılayarak davalarda adil bir şekilde karar vermekte zorlandığı görüşünü bildirmiş. Barbaro, yapay zekanın zanlıların eğitim durumu, işsiz olup olmadığı, gelir seviyesi ve kişiyi suça yöneltebilecek diğer faktörleri düzgün bir şekilde dikkate alamadığını ve bu sebeple de aldığı kararların doğruluk payını saptamada risk taşıdığını söylüyor.
University College London’ın yaptığı son araştırmaysa algoritmaların 500’ün üzerinde dava dosyasındaki doğruluk payının yüzde 79 olduğunu gösteriyor. Hollandalı emekli yargıç Dr. Dory Reiling, yüzde 79 doğruluk oranının adalet için düşük olduğunu, bu nedenle teknolojiye dayanarak verilecek kararların geçerliliğinin büyük risk oluşturduğunu düşünüyor.
Adalet sistemindeki bürokrasinin, dünyanın her yerinde davaların geç sonuçlanmasına yol açtığı ve çalışanların üzerine aşırı yük bindirdiği bir gerçek. Bu nedenle teknolojik gelişmelerden faydalanmak isteyen farklı alanlardaki hukuk uzmanları, günümüzde bürokratik ağırlığa gerek olmadığını düşünerek soruna yapay zekayla çözüm bulmak istiyor. Ancak bu teknolojik yardımının ne kadar etik olduğu tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.

Bahçeşehir Üniversitesi Bilişim Teknolojileri ve Hukuk Bölümü Öğretim Görevlisi Av. Sertel Şıracı

ADALET YÜZDE 1 HATAYI BİLE KABUL ETMEZ

Milyarlarca insanın doğru ve hızlı adalet beklediği dünyamızda yargılamanın da yapay zekadan nasibini almaması mümkün değil. Avrupa Konseyi bu kullanımları şekillendirmek için bir çerçeve belirlemeye çalışıyor. Yapay zekayı son yıllarda çok fazla konuşmamızın sebebi, biriktirdiğimiz büyük veri. Ülkemizden örnek vermek gerekirse, Türkiye’de avukatların dilekçelerini, savcıların iddianamelerini, bilirkişilerin tespitlerini, yargıçların kararlarını dijital olarak girdiği bir alt yapı bulunuyor. Bir algoritma ile benzer olaylarda verilen kararları emsal kabul edip yargılamanın sonucu hakkında öngörüde bulunabilirsiniz. Avrupa Adalet Divanı’nın verdiği kararlarla ilgili yapılan çalışmalar, yüzde 80 civarında doğruluk payı üretti. Fakat bu öngörülerin başarı oranı henüz yüzde 80-90 oranında. Bu oran kimilerine göre başarılı, kimilerine göre ise riskli. Konu adalet olunca yüzde 1 gibi hata payı dahi kabul edilemez. Hatta bu öngörme çalışması hakimlerin kararını etkileyebileceği için mesafeli yaklaşılacaktır.

İşin felsefi tarafı da vicdanla ilgili. Yargıçlar vicdanı ile karar verirken, bir yazılım olan yapay zekada bu özellik yok. Bu nedenle sorumluluğu olmayan bir sistemin verdiği kararın toplumu tatmin edeceği şüpheli. Konu yapay zeka olunca insanlık mükemmeli bekliyor. Yapay zekanın önündeki en büyük engelse her durumda kusursuz bir sistem beklenmesi.

Yapay zekanın uzun vadede yargıçların yerini alması mümkün görünmüyor. İnsanların yerini alacak kadar doğru kararlar verebilirse bile insanlığın buna karşı çıkacağını düşünüyorum. Diğer yandan yapay zekanın çok iyi bir yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) sistemimiz üzerinden yargıcın ihtiyacı olan emsal kararı saniyeler içinde bulabilir ve ülkenin neresi olursa olsun yargıda eşitlik ve hızın sağlanması hususunda günümüzün önemli sorununa çözüm olabilir. Avukatların da yerini alamaz belki ama yapay zeka asistanı kullanan avukatlar daha hızlı ve daha çok dilekçe yazabilir.

Tags
Show More

suleguner

Yapay zeka ve robotik konularında uzman, İstanbul merkezli gazeteciyim. Sadece bu iki alanda yazan tek Türk gazeteci-yazarım. Aralarında Türkiye’nin en çok satan ekonomi dergisi ve bir İngilizce gazetenin de bulunduğu Türk medyasına ait yayınlara yazıyorum. Türkiye'nin kamuoyuna açık ilk yapay zeka ve robotik anketini 2018'de gerçekleştirerek, insanların bu iki kavrama nasıl baktığını inceledim. Detaylarını site de bulabileceğiniz "beyaz yakalı ve lisans-yüksek lisans üstü öğrencilerden" oluşan iki grupla yaptığımız anket sonuçlarında öne çıkan iki veriyi aktarmam gerekirse, yapay zeka öğrencileri çalışanlardan daha çok korkuyor. Beyaz yakalılar ise robotlardan gençlere göre daha az korkuyor. Türkiye genelinde yapılan ankete göre yapay zekanın hayatımıza giderek daha çok dahil olması veya robotların iş ve özel hayatımızda yer almaya başlaması genel anlamda bizi endişelendirmiyor. Ankete katılımcıların "İnsan zekası mı, yapay zeka mı?" sorusuna cevabıysa, "insan zekası" şeklinde olmuş. Kamuoyu araştırmalarıma her yıl devam ederek Türk halkının teknolojiyle olan ilişkisinin nabzını ölçmeyi amaçlıyorum. Teknolojiden korkulmaması gerektiğini, insanın yararına ve doğru bir şekilde kullanıldığında hayata önemli katkılarda bulunduğuna inanıyorum. Ayrıca teknolojiyle birlikte değişen hayatı iyi anlamamız gerektiğini, hayatımızdaki değişiklikleri iyi analiz etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bir gazeteci-yazar olarak teknolojinin insan hayatı için çizdiği vizyonu anlatmaya, konuşmalarımda insanları yakında nasıl bir dünyanın beklediğine ilişkin bir resim çizmeye çalışıyorum. Gazetecilik kariyerimde yönümü teknolojiye çevirmeden önce bazı Türk basın yayın kuruluşlarının yanısıra, ANSA İtalyan Haber Ajansı'nın Türkiye muhabirliği görevlerinde bulundum. Kariyerim boyunca pek çok ülkeyi gezerek sosyal ve teknoloji içerikli yazılar yazdım. Bu ülkeler içinde aklıma en çok yer eden Ekvador, Küba, Sudan ve Güney Kore oldu. İngilizcenin dışında İtalyancayı profesyonel iş yaşamımda kullanabiliyorum. Fitness ile ilgileniyorum ve bir sağlıklı yaşam bloğum var. Aynı zamanda amatör bir DJ’im.

Benzer İçerikler

Close
Close